Duygusal Zeka!

0
690

Büyük bir sevinçtir çocuklarımızın okula başlaması, arkadaşları olması, düzenli bir hayatı olması ve en güzeli de yaşıtlarıyla aynı becerileri gösterebiliyor olması… Özellikle ilkokul yılları aileleri ve çocuklar için her şeyin yolunda gittiği, ödevlerini düzenli olarak yaptığı, çoğunlukla evin ve okulun kurallarına riayet ettiği bir ahenkte ilerler. İlkokul çağında çocuğu bulunan birçok velimizin bu süreçten çok memnun olduklarını ve çocuklarının çok başarılı birisi olacaklarına inandıklarını gözlemleriz.
Ortaokula geçtikten bir yıl sonra bu ailelerin bazılarında işler yolunda gitmemeye başlar. Çocuklarının çok değiştiğini, telefon veya bilgisayar başında çok fazla vakit geçirmeye başladığını, arkadaşlarına gereğinden fazla önem gösterdiğini, derslerini ve ödevlerini aksattığını dillendirmeye başlarlar. Şayet bu durum için gerekli girişimlerde bulunulmuş ve sorunun nedenine ilişkin doğru tespitler yapılmışsa bu kötüye gidiş nispeten yavaşlar ya da tamamen durur. Ancak kötü giden bu seyir için çok fazla şey yapılmadan birkaç uyarı ve tehdit ile geçiştirilmişse çok daha fırtınalı olan lise yılları başlar.
Artık ilkokuldaki o çocuktan eser kalmamış, okul başarısızlığı yanında çeşitli disiplin sorunları da getirmeye başlamışsa durumun vahameti artık reddedilemez bir noktaya gelmiş demektir. Yine de son bir umut üniversite sınavları odaklanır, yapabileceğine yönelik motivasyonlar yüklenir ve yeni hedefler, hayaller üzerine konuşulur. Kendisi de bir başarı ortaya koymak isteyen öğrenci döner kendisine bakar ama bir şeylerin eksik olduğunu hisseder. Çalışma isteği neredeyse yok olmuş, ders başında vakit geçirmek zül gelmektedir. Her ne kadar hayalleri, ailenin beklentileri ve bulunduğu dönemin karmaşasından kurtulmak istese de bir türlü odaklanamamakta ve bir handikapla karşı karşıya kalmaktadır.
Elbette ki tüm çocuklarımız için genelleyemeyeceğimiz bu süreç lise döneminde başarısızlıkla karşı karşıya kalan öğrencilerimizin bir gerçeğidir. Peki, ne oluyor da ilkokuldayken mükemmel bir öğrenci olan çocuğumuz liseye doğru bu çizginin dışına çıkıyor sizce?
Duygusal ihtiyaçları giderilmemiş çocuklar akademik başarı ortaya koymakta zorlanırlar.
Çocukluk döneminde özellikle 10-12 yaşlarına kadar duygularını fark etme ve yönetme konusunda yeterli bilince sahip değillerdir. Buna yönelik deneyimler yaşamayan çocukların duygusal zekâları yeterince gelişmemiş olur. EQ olarak isimlendirilen duygusal zekâ kişinin duygularını fark edebilmesi ve yönetebilmesidir. Özellikle 10-12 yaşlarında erişkinlik döneminde geçişle birlikte duyguların fark edilmesi ve karar mekanizmalarında etkin olması IQ’nun da yeterince ortaya konmasını engellemektedir. “Zeki ama çalışmıyor”, “kafa var ama kullanmıyor” gibi söylemlerin temelinde çocuklarımızın duygusal gelişiminin yeterince önemsenmemesinden kaynaklanmaktadır. Zor durumlarda karar alabilmek, kaygı ile baş edebilmek, korkularının üstüne gidebilmek, çatışmaları çözebilmek duygusal zekânın gelişimi ile mümkündür.
Lise döneminde ortaya çıkan zararlı alışkanlıklar, olumsuz arkadaş ilişkileri, saplantılı duygusal ilişkiler, bilgisayar veya telefon bağımlılığı, aşırı sosyal medya kullanımı gibi sorunların temelinde yine gelişmemiş duygusal zekâ ve ihmal edilmiş duygular vardır. Aslında olumsuz duyguları yatıştırmak için başvurduğu yollar bu sorunları doğurmaktadır.
Dikkat ve odaklanma sorunları, sınav kaygısı, başarısızlık korkusu gibi bir çok faktörün altında yatan duygusal zekâ bugün başarısızlığın temel nedenlerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple erken yaşlardan itibaren çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını doğru karşılamak ve duygularıyla ilgili yaşadıkları sorunları çözebilmeleri için fırsat sunmak gerekmektedir.
Aile ortamının sevgisini ve güvenini sürekli hissettirmek, ailenin bir parçası ve değerli bir üyesi olduğunu belirli aralıklarla vurgulamak, sorunlarının üstesinden gelebileceğini desteklemek, yaşadığı sorunlarda hatalı olsa dahi bizimle paylaşabileceğini, hatalarının sonuçlarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade etmemiz gerekmektedir. Okulda sınıf arkadaşıyla kavga ettiğinde olaya müdahil olmak ya da hiç karışmamak yerine küçük yönlendirmeler yaparak kendisinin sorunu çözmesini sağlamak gerekmektedir. Sınavdan düşük not aldığında onu azarlamak yerine neden düşük not aldığını fark ettirerek çözüme odaklanmak, çok çalıştığı bir sınavdan kötü bir sonuç geldiğinde kötü sonuca değil çok çalışmış olmasına odaklanmak ve başarısızlığın da hayatın bir parçası olduğunu kabullenmesini sağlamak çok daha faydalı olacaktır.
Duygularını kontrol edemeyen bireylerin yaşamının ilerleyen dönemlerinde hayatını idame edemeyen, basit sıkıntılarda bile ağır tepkiler verebilen, sonu kaza – ölüm veya hapisle biten ağır öfke kontrol sorunlarıyla karşı karşıya kalabilmektedir. Çocuklarımızı hayata hazırlarken okul bir laboratuvar rolündedir. Bu dönemde sahte başarılar ile zayıf kişilikler değil gerçek başarısızlıklar ile baş edebilme gücü kazandırma kaygısında olmalıyız. Duygusal zekâsı gelişmiş ama eğitim düzeyi düşük insanlar girişimci ruhlarıyla çok iyi işler yapabilirken duygusal zekâsı gelişmemiş ancak eğitim düzeyi yüksek insanlar yaptıkları işte çok ilerleyememektedirler. Belki de bazıları iyi bir eğitim almış olmalarına karşın iş bile bulamamaktadırlar…
Özgüven, hakkaniyet, girişimcilik, hatayı kabullenme, yanlışlarla yüzleşmek, fikirlere saygı duymak, sorunlar içinde doğru karar verebilmek, kaygıyı yönetebilmek gibi başarının temel basamakları duygusal zekâdan geçmektedir. Bu sebepledir ki çocuklarımızın duygusal gelişimi en az zeka gelişimi kadar önem taşımaktadır.

11.01.2018
Hasan KILINÇ
Uzman Psikolojik Danışman