Gönlümü Verdiğim Bayramlar Hani

0
594

Her bayram geldiğinde içinde hasret barındıran ‘’Nerede o eski bayramlar?’’ serzenişi dolanır durur dilimizde. Peki, eski bayramlar mı yok yoksa eski insanlar mı? Bunun cevabını verirsek eski bayramların nerede olduğu sorusuna da cevap vermiş olacağız aslında. Bayramlarda bir değişiklik yok; ismi aynı. Bayram yine bayram ama küreselleşen çağın ortaya çıkardığı yeni insan modeli var: kimsenin birbirinden haberi olmadığı apartman kültürünün insanı, bayram günü eşi dostu ziyaret etmek yerine telefonla ileti yazarak kutlama yapan insan, bayram günlerini tatil yapmak üzere değerlendirmek için iple çeken insan… İşte bu, değişen insan, değişen bayram değil.
Yaşanan ekonomik şartlar, insanları sonu gelmeyen bir doyumsuzluğa itti. Yetinmeyi bilmeyen; yediğinden, içtiğinden, giydiğinden tat almayan insan hep daha iyisini, daha üstünü istedi. Bu uğurda arkadaşlarını, akrabasını, eşini, dostunu unuttu; bencillik duvarlarını ördü etrafına. Sonra dert yanar oldu o eski bayramların olmadığından. Hâlbuki düşünüyor mu eski günleri yaşatmak için ne yaptığını? Düşünmüyor tabii ki, aksine yanan ateşe bir odun daha, bir odun daha atıyor.
Eskiden böyle miydi gerçekten? Bayram günlerini tatil fırsatı bilip evi kapı duvar ederek kaçmazdı deniz kenarındaki lüks otellere kimse. Gözü kapıda, hasretle bekleyen elleri öpülecek büyükleri bırakmazdı kimse ardında. Hele çocuklar… En çok acınacak durumda olanlar onlar şu an. Hiçbir zaman tadamayacaklar eski bayramların güzelliğini; bayram günlerini evde bilgisayara, telefona, televizyona gömülüp geçirirken. Bırakın kapı kapı gezip bayram kutlaması yapmayı, eve gelen misafirin elini öpmeye çıkmaları bile zahmet onlar için. Eskiden nasıldı hâlbuki sadece bayram zamanı alınan kıyafetle, ayakkabıyla bir gece öncesinden dört gözle beklenirdi bayram. Düşündükçe kıpır kıpır olurdu insanın içi. Sabah olunca erkenden uyanılır, erkekler camiye gider; kadınlar ise evi toparlar, bayramlıklarını giyip camiden gelecekleri ve misafirleri beklemeye başlardı. Sokaklarda, caddelerde insanın içine işleyen o bayram havası olurdu. Sıradan bir gün değildi çünkü bayramdı o gün. Gün boyu devam ederdi bayramlaşmalar; büyükler ziyaret edilir, elleri öpülür, halleri hatırları sorulur, hayır duaları alınırdı. Küsler barışır, çocuklar harçlıkla, ufak tefek hediyelerle sevindirilirdi. Daha önce beraber olup da artık orada olmayanlar da unutulmazdı elbette. Hatta ilk önce onlar ziyaret edilirdi.
Şimdi bir hasret, bir iç çekiş…’’Nerede o eski bayramlar?’’ Değişen bayramlar değil, değişen biz insanlar. Değişimi bayramlarda değil kendimizde arayalım. Bu bayram biraz daha özenli, biraz daha bilinçli olalım. Yitip giden şu zamanın kurbanı olup da yazık etmeyelim o güzel günümüze. Abdurrahim Karakoç’un durumu çok güzel özetleyen şu şiiriyle bitirelim isterseniz:

Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?
Hani ya o özlem, hani ya o tat?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?
Nur yağan geceler, gündüzler nerede?
Neşe paylaştığım öksüzler nerede?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerede?
Huzura erdiğim bayramlar hani?
Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?
Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?
Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?